GARİP DEDE KİMDİR?

Garip Dede Dergahı’nda yatan ve buraya adını veren “Eren”in kimliği hakkında elimizde şimdilik net bir tarihi bilgisi olmasa da O’nun önemli bir Alevi-Bektaşi büyüğü olduğunu; adına kurulan Dergâh açıkça göstermektedir. Ayrıca Garip Dede’nin adı ve Dergâhının bulunduğu nokta bize kendisi hakkında kuvvetli ipuçları vermektedir.

Tekkenin yeri; Osmanlı Devlet başkentinden ta Arnavutluk’a kadar uzanan ana yolun hemen kıyısıdır. Yanından bir dere geçmektedir. Bu derenin o dönemde temiz bir su kaynağı olduğu ortadadır. Alevi uluları zaten böyle yerleri mekân tutmuş; buraları imar edip uyandırmıştır. Garip Dede’nin buraya gelişi 1453’ten sonradır. İstanbul’un batı tarafında fetihten önce bir Alevi- Bektaşi tekkesi/Dergâhı olduğu konusunda elimizde bilgi yoktur. Üstelik bu yerler Bizans’ın denetiminde olan yerlerdi.

 

Garip Dede’nin ismi, onun 16. Yüzyıl’da veya sonrasında yaşadığını göstermektedir. Sözlü gelenekte, Garip Dede ile Budapeşte’de yatan Gül Baba arasında kardeşlik bağında söz ediliyor olması da bu tahminimize bir anlam katmaktadır.

 

Biz; Garip Dede isminin aslında bir unvan olduğunu da tahmin etmekteyiz. Çünkü ;”Gariplik” kültürü; özünde Anadolu’da ilk şekillenen Alevi kültürü sayılabilecek “Abdallık” kültürünün bir devamından başka şey değildir. Abdallar; daha fetih yıllarında Türkmenlerin Anadolu’daki en hareketli halk katmanlarını oluşturmaktaydı.

 

Garip baba veya  Garip Dede; Selman-ı Farisi gibi,bir küçük tasla dilenerek karnını doyuran;azla yetinen;sultanlar veya beyler gibi çevresi olmak yerine hiç kimsesi olmayan bir  sembole evirilmiştir.

 

Gariplik, Abdallığın devamı olarak ortaya çıkarken alçakgönüllüğü kapsayan ve bu haliyle de manevi üstünlüğü anlatan bir kavram olmuştur. Bu anlayış 13 Yüzyıl’da bile uc vermiştir. 1332 ‘de hakka yürüyen  Aşık Paşa,bu çizgide kaleme aldığı eserine Garipname ismini vermiştir.Aşık paşa’nın Babalılar ayaklanmasının (1240) manevi önderi Horasanlı Baba İlyas’ın torunu olması;bu açıdan bakınca da boşuna değildir.

 

İslam dininin derin veya batini yorumu sayabileceğimiz tasavvuf felsefesinde garip ile abdal hemen hemen aynı anlama gelmektedir. Garip, kendisini Tanrı’ya adayan; bu sevgi ile kendisinden geçen derviş demektir. Bu dünya onlar için geçici bir mekândır. Kendilerini burada bir garip /yabancı gibi görürler. Onlar burada sadece bir misafirdirler. Yani garipler; kendilerini geçici bir süre tanrıdan ayrılmış ve şu yalancı dünyada gezmeye çıkmış insanlar gibi sayarlar.

 

Ruh;ebedi dünyadan şu geçici dünyaya atılmıştır. O yabancı olduğu madde âleminde perişan durumdadır. Tıpkı köyünden veya şehrinden sürgün edilmiş bir insan gibidir. Bu sürgün yerinde kurtulmak için çırpınmaktadır. Erenler; bu gariplere el uzatarak onlara yardım eden kutlu kişilerdir. Garip Dede özü itibarıyla bu felsefeyi temsil etmektedir.

 

Onun ikinci ve gerçek cephesini ise şu yalancı dünyada kimsesiz hale gelmiş kitlelerin kimsesi olmak çabası oluşturur. Garip Dede toplumdışı sayılan insanlarla kendisini özdeş hale getiren bir eren sembolüdür.

 

Yani özünde kimsesizlerin kimsesi…

 

 

Diğer tekkelerin şehrin surları içinde kurulmuş olmasına karşın Garip Dede’nin kendisine şehrin dışında korunaksız bir yer seçmesi de tam garip kültürü ile uyuşmaktadır. Bu yer seçiminde Garip Dede hayatını hiçe sayan bir duruşun da tespit edebilmekteyiz.

 Çünkü ; eskiden sur dışında kalan alanlar,çetelerin bastığı yerlerdi. Vurkaç taktiği ile yaşayan pek çok insan İstanbul çevresinde dolaşıyordu.

 

Garip Dede Dergâhı aynı zamanda başkent İstanbul’dan surların dışına atılan gariplerin de ilk başvurabilecekleri bir nokta konumundadır.

 

Bilinmelidir ki daha 16. Yüzyıl’ın ortalarında başlamak üzere sonraki yıllara da

bölgesel yöneticilerin zulmünden; açlıktan veya eşkıya baskısından her sene binlerce insan İstanbul’a kaçıyordu. Bunlardan şehre sızabilen ikide bir sığındıkları hanlardan, kahvelerden, külhanlardan karakollukçular tarafından toplanıyor, dövüldükten sonra şehir dışına atılıyordu.

Tahminimizce; şehirden Trakya tarafına doğru kovulan bu çaresiz insanlara (gariplere)yardım etmek isteyen Garip Dede; işte bu noktayı bir can simidi olarak kurmuş; uyandırmıştır. İstanbul’dan kovulanlar da ilk anda bu dergâha sığınmışlar; Garip Dede ismi de zaman içinde gariplerin yeri anlamında şekillenmiştir.

 

Düşkün ve muhtaç insanlara yaptığı bu katkı yüzünden dergâhın şöhreti artmış; İstanbul halkının ’da ilgisiyle yüzyıllarca yaşamıştır.

 

Ta ki 1826 yılına kadar…..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

copyright 2013.Garip Dede Dergahı. | literalwebdizayn