Kadın Kolları

Emekçi Kadınlar Günü

Bütün toplumlarda doğuştan gelen biyolojik farklılıklar kültürel olarak yorumlanıp değerlendirilir. Böylece kadınlar ve erkeklerin hangi davranış ve faaliyetleri yapabileceklerine, hangi haklara ve güce kimin ne derece sahip olduğuna veya sahip olması gerektiğine ilişkin toplumsal beklentiler geliştirilir. Bu beklentiler, toplumdan topluma veya diğerine göre değişir
Kadın, var oluşundan itibaren doğuran , insan neslinin devamını sağlayan, aynı zamanda da üretkenliğiyle çalışma yaşamında yer alandır.
Geçmişten günümüze kadının; özelde aile içinde, genelde ise toplumda sahip olduğu hak tartışma konusudur, toplum içerisinde birey olmanın yanında; evde anne olmak, eş olmak, ev kadını olmak gibi sorumluluk gerektiren oldukça zor görevleri vardır. Diğer yandan toplumda cinsiyetçi rol dağılımında da, kadın hep ikinci plandadır.
Modern toplumların ortaya çıkışında dahi kadın sürekli özel ilişkiler alanına kapatılmış, kamusal haklar ve insan hakları koruma kalkanından mahrum bırakılmışlardır.
“adaletsizlik ”, “fayda”, “tecrübe”, “menfaat çatışması” ve “anti demokratik uygulamalar toplumsal cinsiyete dayalı kadına yönelik şiddeti doğurmuştur.
Cinsiyet temelinde birbirinden ayrılan davranışların, rollerin ve tutumların mutlaka ayrı olması, karışıklığa göz yumulmaması bu konuda yapılan ihmalkarlıkların ve umursamazlıkların tepki ve şiddete dönüşmesine neden olan din “ hassasiyetini ve gücünü” göstermek için cinsiyet temelinde bir çürümüşlük inşa etmiştir.
kötü muameleye maruz kalma, aile içinde şiddet, antisosyal ilişki bozukluğu, sadakatsizlik ve her türlü ayrımcılık aslında geçmişin şiddet tarihine ve dinin toplumsal ve sosyal yaşamda kadının ilerlemesine yer vermemesine dayanır.
Sevgili canlar; Toplumların yaşamını etkileyen radikal değişmelere; sanayi ve bilgi toplumunun etkilerine rağmen, kadını erkekten ayıran uygulamalarla, toplumsal cinsiyete ilişkin önyargılar varlığını sürdürmeye devam etmektedir
kadına önyargılı bakan, ayrımcılığın temelini buna dayandıran “ötekine” karşı davranış bozukluğu , ustaca gizlenmiş ideolojik bir silahtır.
Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadele konularında yasal düzenlemeler yapmak ve uygulamalardaki süreçlerde dahi kadına yönelik şiddet eylemlerin hızı ve sayısı düşürememektedir.
Kısacası ; Yasal düzenlemeler, farkındalık , zihniyet dönüşüm çalışmaları, koruyucu hizmet ,kurum ve kuruluşların çabalarına rağmen her yıl binlerce kadın katlediliyor
CANLAR;
Kadına şiddet; sosyal bir vaka, hukuken bir suç ve ahlaken bir sorundur, toplumsal yaşamın her alanında ve hemen her aşamasında Maalesef görmekteyiz . Bu suç, toplum genelinde cinsiyetçi yaklaşımın bir sonucu olarak değerlendirilmekte ve hemen hemen her şehirde farklı frekans aralıklarında gerçekleşmektedir.
Barışçı bir kültür oluşturamadığımız için, Kadınlar korktu, kadınlar güvenmedi, kadınlar utandı, hem kendine hem topluma yabancılaştı.

İşte buna karşılık;
Alevi kadını ise; içinde bulunduğu toplumun cinsiyet temelli asimetrinin yani farklılıklar ve eşitsizliğin karşında “CANDIR” ,Aile içinde sosyal ve ekonomik kararların alınma biçimi; eşler arasında paylaşılan faaliyet alanları, duygu ve düşünce modeli, birbirini etkileme gücü inanıcındaki sosyal adalete dayanır.
Ancak ; İster kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayalı bir eylem uygulama, ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakmak tüm kadınları olduğu gibi Alevi kadınında özgürlüğünü ve varlığını tehdit ediyor bu nedenle ; Siyasetteki yeri dâhil, diğer tüm sorunları ülkenin demokratikleşmesiyle ilişkili olup, çözümü de ülkenin demokratikleşmesi ile mümkün görünmektedir.
Saygılarımla

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı