İslam dininin yayıldığı coğrafyalarda; zamanla iki yol (mezhep) belirginleşti bunlardan biri Sünnilik idi diğeri Alevilik.

Aleviliğin Anadolu’da aldığı biçim ve öz başka ülkelerden oldukça farklılaştı. Bu kimliği yaşatan ve geleceğe aktaran yasal kurumlar ise Alevi kimlikleri tekkeler ve dergâhlar oldu.

Tekke ve dergâh kavramı; bugün için zihinlerde çağdışı bir çağrışım yapsa da bunlar Ortaçağ ve yeniçağ boyunca halk eğitim merkezleri gibi çalışmışlardı. Bu görevle, hem Anadolu’da hem de Balkanlarda pek çok dergâh ve sayısız tekke açılmıştır. Tekkelerin genişletilmiş biçimine dergah denildiğini kabul edersek;bu iki terimin aynı içerikte olduğu da anlaşılır. Osmanlı Devletinin ilgili arşiv belgeleri gösteriyor ki Garip Dede,1826 tarihinde; İstanbul ’da ki evliyalardan birisi olarak biliniyordu ve ziyaret merkezi idi burada bir tekye/tekke, daha doğrusu bir dergah meydana getirilmişti. Bu dergah Osmanlı imparatorluğunun başkentindeki sayılı alevi kurumlarındandı. Bu yüzdendir ki 1826 yılında Yeniçeri Ordusu’nun kaldırılmasından hemen sonra yıkılan dergâhlar arasında yer aldı.

1826 tarihinde II. Mahmut Yaptığı Soykırım; Yeniçeri Ocağı 15 Haziran1826 yılında II. Mahmut’un bir fermanı ile kapatılır. Kapatma kanlı ve insanlık tarihinin gördüğü ender vahşilikte yapılır. Sabah şafakla birlikte uyumakta oldukları kıtalarının etrafı kuşatılan yeniçeriler, Teslim olmaları istendiği halde Yeniçeri kışlalarına ateş edilir. Kışlalar top ateşine tutulur. İçeride bulunan yeniçeriler paramparça olur, cesetleri havada uçuşur.

Katliamdan kurtulmayı başaran yeniçeriler Belgrat ormanlarına kaçar ve saklanır. II. Mahmut ormanı kuşattırır ve ateşe vererek burada saklananları diri diri yakar. Yerine, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı askeri ocak kurulur. II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nın ayaklanmasını destekleyen Bektaşilere çok hiddetlenir. Derhal Şeyhülislamdan onların cezalandırılmaları için fetva çıkartır. İstanbul’da kurulan 100 kadar Bektaşi tekkesi ateşe verilerek yakılır. İçlerinde bulunan tüm el yazması eserler de yanıp kül olur. 3000 Bektaşi katledilir 6000 kişi tehcir edilerek sürgüne gönderilir.

Bektaşi babalarının çoğu sürgün edilir. Darphane, tekkelerden, türbelerden toplanıp hapsedilen Bektaşilerle dolar. İleri gelen Bektaşilerden Kıncı Baba, kadılardan İstanbul Ağasızade Ahmet Efendi ve Haceğandan Salih Efendi yakalanarak Tophane’ye hücreye atılırlar. Sünni tarikat şeyhleri ve ulema Bektaşiler hakkında karar vermek için Babussaade Camisi’nde toplanır. Şeyhülislamın, görüşlerini sorması üzerine hep birlikte şöyle derler:

“...İslam’ın şartlarına riayet etmedikleri, namaz ve oruç tutmadıkları, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Osman’a ağır sözler söyledikleri için katledilmeleri vaciptir.’’

Bunun üstüne, tekkelerin yakılıp yıkılmasına karar verildi. Ayrıca, Kıncı baba’nın Üsküdar’da, İstanbul Ağasızade Ahmet Efendi’nin Tophane’de, Salih Efendi’nin ise Bab-ı Hümayun’un önünde idam edilmelerine karar verilir ve uygulanır.

Diğer Bektaşi dedeleri de ya Anadolu ve Trakya’ya sürgün edilir, ya da hapisle cezalandırılır. İstanbul Bektaşi dergahları yıkıldıktan sonra Rumeli dergahlarını yıkmak için Hacı Ali Bey ve Pirtepeli Ahmet Efendi görevlendirilir. Anadolu tekkelerini yıkmak için de Cebecibaşı Ali Ağa ve Müderris Çerkeşli Mehmet Efendi Padişah buyruğu ile Anadolu’ya gönderilir. Tüm dergahların mal varlığına el konulur. Bektaşi tarihçi Şamzade Ataullah Efendi ise Tire’ye sürülür.

Bektaşiler, böylece bütün yurtta sindirilir. Bir müddet sonra Rumeli’de Esat Baba ayaklanır, fakat yakalanarak Aksaray’da idam edilir. Bunu diğer ayaklanmalar ve idamlar takip eder. II. Mahmud, bu katliamlarla da yetinmez.

Hacı Bektaş’taki Pir Evini de ıslah edip yola getirmek için Hacı Bektaş postuna, postnişin olarak Nakşibendi tarikatı şeyhlerinden Mehmet Sait Efendi’yi tayin eder. Pir Evi’ne cami yaptırır. Nakşi şeyhlerinin bu yolla Bektaşileri ehli sünnet yoluna getireceklerine inanılmaktadır. Fakat bütün bu çabalar boşa çıkar. II. Mahmud’un ölümünden sonra, Halil Revnaki Baba, Merdivenköy Bektaşi Dergahını açar. bunu, Rumelihisarı’nda Nail Baba ve Çamlıca dergahlarının açılışları izler.

Bektaşilerin katli hakkında fetva şöyledir:

“Müslim namına olan Zeydi Meşihat iddiasında olup eldad ve zindika itikadında olduğunu izhar ve bu veçhile dai-ül fesat olduğu şeran sabit olsa Zeydi’in Emrül-ulelemir ile siyasetten katli meşru mudur?-Elcevap:Allahı alem vaciptir.Bu suretle zeyd veche muharrer üzre elhad ve zindika ile ahz olunduktan sonra tövbesi makbul olur mu?-Elcevap:Allahı alem olmaz, belki katl olunur.Sahir ve Sai bifesad olan zeyd Kablet tövbe ahz olunca Zeyd’e ne lazım olur?-Elcevap: Allah alem katl olunur.

İşte bu kırım ve kıyım döneminde bü günkü Küçükçekmece Gölü’nün doğu ucunda bulunan Garip Dede Dergahı da yerle bir edildi sadece mezar yıkıcı görünmemek için Garip dede sultanının mezarına dokunmadılar buradaki dedelerin ve dervişlerin de öldürülmüş olduğunu tahmin etmekteyiz.

Bugün Küçükçekmece –Avcılar arasındaki yan yolun hemen başlangıcında bulunan Garip Dede türbesi;yakın zamanlara kadar ağaç arasında,bakımsız bir mezarda başka bir şey değildi. Tek başına duran bu mezar, insanda gerçekten de gariplik duygusu uyandırıyordu Ama Alevi toplumunun sözlü kültüründe yaşayan kuvvetli tarih bilgisi burasının bir  Alevi –Bektaşi mekanı olduğunu gösteriyordu. Çevresindeki Aleviler de bu mezarın Garip dede’ye ait olduğunu biliyorlardı. Bu yüzden İstanbul Alevileri ;Garip Dede’yi yeniden uyandırmak için harekete  geçtiler ve bir yığın yasal engelle de boğuşarak bunları sabırla aşarak hedefe ulaştılar

 Ayrıca 1826 ‘dan sonra yıkılan dergahlar listesi göstermektedir ki burası gerçekten çok eski bir Alevi- Bektaşi kurumudur.